Mommy: İç Açıları Kestirilemeyen Bir İlişki Üçgeni



Bu sene Filmekimi’nde görme şansı bulduğumuz Mommy, Xavier Dolan‘ın bu sene Cannes Film Festivali‘nde de Jüri Özel Ödülü kazanan son filmi. Dolan, daha 20 yaşında çektiği ilk filmi Annemi Öldürdüm ile sinema dünyasında kendine has stili ile dikkatleri üzerinde toplamayı başardı. Şimdilerde 25 yaşında olan yönetmen, geçtiğimiz 5 yılda sinematografisine 5 önemli film sığdırdı. Yönetmenin yenilikçi ve cesur tavrı ile seyirci kitlesi de her filminde daha da artıyor.

Mommy, yönetmenin olgunluk eseri diyebileceğimiz bir film. Aldığı sıradışı karar ile – filmin 1:1 formatta çekilmesi ve gösterilmesi- olağanın dışına çıkmakla kalmıyor teknik ile içeriği harmanlama konusunda da apayrı bir özgünlük yakalıyor. Sinemasında, genellikle başrollerde kendisini görmeye alışık olduğumuz Dolan, Mommy’de oyuncu olarak yer almıyor. Yönetmenliğin yanı sıra filmlerinin senaryolarını da yazan auteur yönetmen, gerek müzik seçimleri gerek yarattığı atmosfer ile özellikle günümüz gençliğinin estetik yargıları ile uyumlu bir çizgide ilerliyor. LGBT ve kimlik konularına dair sinemasal söylemleri ile duruşunu tüm seyircilerine hissettirmekten de hiç çekinmiyor. Dramatik yapıdan beslenen Dolan’ın bu sene Cannes’da dramatik yapı ve özdeşleşmeden oldukça uzak filmlerin usta yönetmeni Jean Luc Godard ile birlikte aynı ödüle layık görülmesinin de bu noktada oldukça ironik olduğunu söylemek yerinde olacaktır.

Temelde sorunlu bir anne – oğul ilişkisini çatı hikâye olarak belirleyen film,incelikle işlenen yan karakter ve olay örgüsüyle derinlikli bir yapı sunarak labirentini aile üzerinden inşa ediyor. Yakın gelecekte Kanada’da geçen ve daha başlangıcında S-14 yasasından (Yasanı içeriği, Ebeveynlerin herhangi bir sürece tabii tutulmaksızın çocuklarını devlete emanet etmesine olanak tanıyor.) bahseden film, eşini kaybetmiş Diane’ye ve şiddete meyyali oldukça yüksek olan oğlu Steve’e odaklanıyor.

15 yaşındaki Steve’in yatılı okulunda çıkardığı büyük kavga okuldan atılmasıyla sonuçlanmıştır. Okul görevlisi ile konuşurken de S-14 yasası gündeme gelmiş ancak Diane, Steve’i okuldan almaya, onun evde eğitim görmesine ve oğlu ile birlikte yaşamaya çoktan karar vermiştir. Diane ve Steve’in filmsel zaman içerisinde ilk bir araya geldiklerinde ikili arasında normalin dışında bir iletişim-sevgi bağı olduğunu hissediyoruz. Hatta yabancılaşıyoruz da bu duruma. Steve için yeni olan ev ve mahalleye adım attıklarında Diane ve yakışıklı avukat komşu arasında geçen diyalog üzerinden Steve’in davranışlarını izlerken annesine “aşk” ile bağlı bir çocuğun kıskançlık anına şahit oluyoruz.

Steve hastalıklı bir ruh, filmde de bu şekilde sunuluyor bize, şiddet adeta doğasında var. İçerisinde çözümleyemediği her konuyu saldırganlaşarak sonuçlandırmaya çalışıyor. Film ilerledikçe ilişkilerinin derinlik kazandığı her sahnede Diane’ın annelik vasıflarını da oğlunun davranışları ile ilintilendiriyor ve sorgulamaya başlıyoruz. Oğlu ile arkadaşmışçasına kurguladığı ilişkisi çoğu zaman ters etki yaratacak şekilde sonuçlanıyor. Nitekim haneye odaklandığımızda Steve’e yetişmeye çalışan Diane’nin işinden olduğunu görüyoruz. Bunun üzerine, Steve’in kendini daha 15 yaşında evin reisi olarak konumlaması ile tempo artıyor, senaryonun içeriği ile kol kola yol alan teknikte de kurgunun hızlanmaya başladığını hissediyoruz. Steve, eve elinde mutfak erzakları ve üzerinde “Mommy” yazan bir altın kolye ile döndüğünde Diane ile birlikte biz izleyenler de Steve’in bunları çalmış olabileceğini düşünüyoruz. Steve çalmadığını söylediğinde ise ev içerisinde çoktan bir histeri krizi yaşanmaya başlamış oluyor. Steve ve Diane’in kavgası sonucunda olaya karşı komşu dahil oluyor. Olay özel alandan çıkıyor,soğumaya başlıyor, sorunlar sonradan tekrar ortaya çıkmak üzere kutulara kaldırılıyor.

Karşı komşu Kyla, kısa süre önce yaşadığı bir travma -filmde açık açık anlatılmasa da Kyla’nın odasındaki fotoğraflardan oğlunu kaybettiğini anlıyoruz- sonucunda normal konuşma yeteneğini kaybetmiş, bekleyerek ve kesik kesik konuşur hale gelmiş eski bir öğretmen. Ne zaman ki Diane bir iş görüşmesine giderken Steve ile ilgilenmesini Kyla’dan rica ediyor o zaman tüm kırılmaları, tek tek yaşar hale geliyoruz. Çünkü Steve ne denli annesi kutsal’ı haline getirdiyse Kyla’nın da kutsal’ı ile karşılaşmasında görüyoruz ki Steve daha küçücük bir çocuk. Kyla’nın bir “öğretmen” olarak hikayeye eklemlenmesi bizlere Steve’in daha 15 yaşında bir yeniyetme olduğunu zaaflarını, yönelimlerini tekrar hatılıyor ve “Aslında…” diye başlayan cümleler üretmeye başlıyor zihinlerimiz. Kyla’nın yanında mutlu Steve, hatta tüm sert mizacını bir kenara bırakıp onunla ders çalıştığında anladığını ve devam etme isteğini açığa vuruyor. Hiç yabancı gelmiyor izlediğimiz sahne çünkü hepimizin, yanında iyi hissettiği, birlikte çalıştığında konuları daha iyi algıladığı, sığındığı, korunaklı bulduğu benzer “öğretmen”lerimiz olmuştur.

Steve’in hayalleri de var tabii ki, -Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde okumak istiyor.- Üniversitenin açacağı kapıları denemek, sağlıklı ilişkiler kurmak gibi… Film yakın gelecekte geçiyor ama beklentiler istekler hiç değişmemiş, belki de hiç değişmeyecek insana özgü duygulardan bahsediyoruz. Üniversiteler her zaman beklentileri yükselten, belki de yaşam boyunca yapılacak seçimlerin hep en önemlisi gibi önümüze sürülüyor daha ilk gençlik yıllarımızdan başlayarak. Ancak net olan bir şey var ki coğrafyadan bağımsız, ister Kanada’da ister Türkiye’de olsun aile, yaşanan zorluklar, maddi imkânlar gibi dış etkenler sonucunda nevrotik hatta patolojik süreçler yaşayan birçok çocuktan birisi Steve.

Buradan filme tekrar döndüğümüzde Steve’in beklenmedik şekilde arınmasıyla Diane ve Kyla ile birlikte alışılagelmişin oldukça dışında bir sevgi(!) üçgeni içerisinde buluyoruz kendimizi. Her an tetikteyiz mutlaka bir aksilik olacak onu bekliyoruz. Biz bekliyoruz lakin filmin kahramanları hallerinden oldukça memnun. Hatta işler o denli yolunda gözüküyor ki, filmin izlediğimiz süre boyunca 1:1 olan boyutu genişliyor ve görüntü tam ekrana yayılıyor yönetmen bunu da Steve’e yaptırıyor. Adeta ruhun daralmışlığını, sıkıntının ta kendisini kullandığı teknik üzerinden çerçevesini dar bir şekilde sunan yönetmen, seyircilerle etkileşime geçiyor. Yaşanılan rahatlamaya boyut kazandırılıyor.

Karakterler ile birlikte yaşadığımız bu rahatlık hissi çok da uzun sürmüyor. Steve’in okulda çıkardığı kavga sonrasında açılan tazminat davasının celp kâğıdı eve geldiğinde görüyoruz ki davanın kaybedilmesi durumunda ödenecek tutar gerçekten çok büyük bir miktar. Diane bu noktada avukat komşusu ile -adamın ondan etkilendiğini de biliyor- yemeğe çıkarak Steve’i savunmasını istemeyi planlıyor ve uyguluyor ancak Steve de bu yemeğe katılıyor. Tabii ki annesini elde etmek isteyen avukatı ve gecenin tamamını mahvederek hem davayı hem de annesinin ona olan inancını bir kez daha kaybediyor.

Bunca travma ve krizin eşiğindeki kadınlar ve çocuğun üzerinden bir kurmaca yaratmak tabii ki filmi, oldukça dramatik anlarla bezemek anlamına da geliyor. Üzerine bir de yönetmenin müzik kullanımına verdiği önem ve ustalık ile birleştiğinde her izleyicinin kaldırmak istemeyeceği kadar da yük biniyor omuzlara. Arınma (katharsis) seansları içerisinde boğulmak istemeyen seyirciler için yaklaşık 140 dakikalık süre yorucu gelebilir. Ancak beyazperde karşısında bu muazzam tutkala bir an yapıştığınızda da süreçten ayrılmanız oldukça zor, içerisinde kendinizi kaptırmış bir şekilde bulmanız ise çok mümkün.

Steve’in dünyası oldukça karanlık ancak kendisinin yarattığı etkileri ve boyutlarını da kestirebiliyor aslında. Bu sebepten belki de intiharı da denemesi, ancak Xavier Dolan’ın yarattığı çemberi bu denli kolay kırdırmaya niyeti yok, hayata tutunuyor Steve. Sonrasında Kyla, Diane ve Steve birlikte yolculuğa çıkıyorlar, zamanı ileri alıyor yönetmen Steve’in üniversiteyi kazandığı, başarılı biri olduğu hatta evlendiğini izliyoruz. Belki paralel bir evreni ama büyük ihtimalle nerede yanlış yaptığını sorgulayan Diane’nin hayal ettiğini izliyoruz. Araba duruyor ve yolculuk hiç de mutlu sonlanmıyor.

Diane artık taşıyamıyor Steve’i, belki de doğru taşıyamadığını düşündüğü için oğlunun başına bunların geldiğini düşünüyor. Bilmiyoruz, çok da bilmek istemiyoruz o noktada. Çünkü bu yolculuk bizleri, Steve’in teslim edileceği akıl hastanesine götüren bir kurmaca. Yine güçlük, büyük bir kavga, travma ve elektrikle de olsa zapturapt altına alınan 15 yaşında bir “deli” kanlı.

Film adeta bir oyunculuk karnavalı, sahnesi gelen oyuncu yıldızlaşıyor, özellikle de Steve rolüyle Antoine-Olivier Pilon. Perdedeki 1:1 orandaki görüntü oldukça küçük ancak bunun tersine büyüdükçe büyüyor oyunculuklar.

Steve’in akıl hastanesine yatırılmasıyla evler donuklaşıyor. Kyla bir süredir ilgilenmediği ailesi -eşi ve kızı- ile ilgilenmeye başlıyor ancak Steve ile birlikte olduğu süreçte düzelme belirtileri gösteren konuşması tekrar bozulmaya başlıyor. Adeta kendi,“bozuk normaline” döndüğünü gösteriyor yönetmen. Diane ise ruhsal çöküntülerle boğuşuyor. Kyla’nın taşınma haberini aldığında verdiği hiçlik ifadesiyle karışık donuk mutluluğundan ruhunun derinliklerinden gelen çöküntüyü kabullenmeyerek yaşama tutunabileceğine inandığını gösteriyor.

Yitik ailelerin, kısa süreliğine de olsa birleştirdiği 3 karakterin finaldeki dağılışı izleyici olarak bizlere çarpıcı geliyor. Buruk bir hikâyeymişçesine bakıyoruz duruma ancak bu kısa süreli birliktelik öncesindeki hayatlarına geri dönüşlerini takip ediyoruz filmin süresi boyunca. Yaşanılan anların hepsi birbirinden farklı ve değerli ancak finalinde Steve’in annesini telefonla arayarak oldukça olumlu şeyler söylemesi – ki aslında zorunlu bırakılmış bu telefon konuşmasını yapmaya – ancak Diane’nin telefonunu açmayıp bu konuşmanın sadece bir ses kaydı halinde kalması bile kendi gerçekliklerini algılayabilmemiz için yeterli veri sunuyor.

Mommy, gerek senaryoda ustalıkla işlenen karakterler barındırması gerek kreatif yönü ve stilize görselliğiyle zihinlerde uzun yıllar yer edecek bir film. Dualite olgusu üzerinden seçimler ve sonuçlarını çok öznel bir şekilde değerlendiren yönetmen, çocuk ile sınanan aile temasına yenilik getiriyor. Evil Child filmi olmaya yakınsadığı anlar ile heyecanlandıran ancak yer yer naif bir ilk gençlik halleri sunumuyla duygusunu yoğunlaştırmaktan çekinmeyen bir iş.

Comments are closed

Second Mother: Mesafenin Bağladıkları

Robin Williams’ı Anarken: Good Morning Vietnam

Mommy: İç Açıları Kestirilemeyen Bir İlişki Üçgeni

Filmekimi 2015’te Görülmesi Gereken 10 Film

Din ve Ölüm İlişkisine Kadın Gözüyle Bakmak: Peki Şimdi Nereye?

Battle Royale: Bugünkü Dersinizde En Yakın Arkadaşınızı Öldüreceksiniz

34.İstanbul Film Festivali’nde Kaçırılmaması Gereken 12 Film

Bir “Canavar Devlet” Panaroması Olarak Leviathan

Blade Runner Üzerine Bir Kent / Sinema Analizi

Çocuklarınızla İzleyebileceğiniz 8 Kısa Film