Bir “Canavar Devlet” Panaroması Olarak Leviathan



Türkiye’de ilk defa Adana Altın Koza Film Festivali’nde gösterim şansı yakalayan Leviathan, daha ilk filmi Dönüş ile sinema dünyasında kolay kolay silinmeyecek bir yer edinen Rus yönetmen Andrey Zvyagintsev’in son filmi. Adana gösteriminden sonra İstanbul’da da Filmekimi’nde izleme şansı bulabileceğimiz film, Cannes Film Festivali’nde de en iyi senaryo ödülüne layık görülmüştü.

Filmin senaryosu, Eyüp Kitabı’nın (Book of Job) oldukça serbest bir uyarlaması olarak yönetmen Zvyagintsev ile Oleg Negin’in birlikte çalışması ile ortaya çıkmış. Eyüp Kitabı aslında Tevrat’ın da içerisinde bulunduğu kutsal kitap Tanah’ın çok önemli bir bölümü. Kitap, iyiliklerle dolu Eyüp Peygamber’in şeytan tarafından bir çok kötülüğe maruz bırakılmasına rağmen tanrıya olan inancını kaybetmemesi ve çevresi ile birlikte çektiği acıları derinlemesine sorgulaması üzerine şekilleniyor. Sinemada sıkça gördüğümüz serbest uyarlamalardan birkaç adım öteye giden ve vizyonunun ne denli geniş olduğunu gösteren film, kitabın aksine inanç ekseninde ciddi kaydırmalar yaratarak, herhangi bir şeye ya da birine körü körüne inanmayı ve din olgusunu yine çok “serbest” bir şekilde tartışmaya açıyor. Aslında insanoğlunun yıllardır boğuştuğu bu ateşli tartışmaları Rusya’nın soğuk ikliminde sıradan insanlar üzerinden tartışmaktan ve karakterleri büyük kavramsal soru(n)larla başbaşa bırakmaktan çekinmiyor.

Film, ismini Thomas Hobbes’un da kitabında, mutlak güce sahip devleti simgelemek için kullandığı ve asıl olarak Tevrat’ta ve İncil’de geçen deniz canavarı Leviathan’dan alıyor. Film, güç ve otoriteyi temsil eden bir metafor olarak Leviathan’ı kullanmaktan çok öteye geçerek yüz yıllardır konuşulan bu kavram üzerinden bir konsept oturtuyor.

Filmin konusuna gelindiğinde ise; Kolia ailesinden kalan evi yıllardır mutlu şekilde yaşanabilecek hale getirmiş, kendine has düzenini şehre uzak bu ev üzerinden kurgulamıştır. Romka isimli ilk gençlik çağlarındaki oğlu ve güzelliği ile karşısındakini adeta büyüleyen ikinci eşi Lilya ile birlikte yaşamaktadır. Ancak devlet ve kurumlarındaki yozlaşmış güç ve iktidar sarhoşu bireyler, tam da Thomas Hobbes’un Leviathan’ında bahsettiği şekilde sosyal devlet görevini yerine getirmekten, idealardaki gözeten ve destekleyici tavırlardan çok uzakta ve aksi bir şekilde toplum içerisindeki vatandaşlarına hayatı güçleştirmeye devam etmektedir. Kolia da hayatı güçleşen milyonlardan sadece birisidir. Belediye başkanı Vadim, Kolia ve ailesinin yaşadığı toprak parçasına da göz koymuş ve hatta göz koymaktan öteye geçip evin değerinin yakınına bile yaklaşmayan bir ödeme ile bölgeyi istimlak etme kararını yargı ile de perçinlemiştir. Kapana kısılmış olan Kolia’nın tek kurtuluş umudu, Moskova’da avukatlık yapan asker arkadaşı Dmitry’dir. Bu sayede, Kolia ve ailesinin Vadim’e karşı olan hukuk(!) savaşında tutunabileceği bir güç ortaya çıkmıştır ancak zaman daralmakta, yıkım yaklaşmaktadır. Bu süreç içerisinde Kolia’nın üstesinden gelmesi gereken dertler daha başlamamıştır çünkü otoriteye karşı verilen savaş, yıkımlarını hayatın her alanında göstermekte, bunun yanı sıra insanoğlunun zayıf yanları bir bir ortaya çıkmaktadır. Bunca zorluk içerisinde aile, dost ve hatta baba olmak bile giderek zorlaşmaktadır.

KORKU KRALLIĞI OLARAK DEVLET

“Sanırım bir canavar yarattım.” Mary Shelley, Frankenstein.

Leviathan, aslında tam da bu alıntı üzerinden yorumlanabilecek bir film. Hobbes’un da bahsettiği gibi tüm gücün bir insan ya da bir insan meclisinde toplanması ile yaratılan bu Leviathan/Devlet başlarda hak ve özgürlüklerin koruyucusu olarak görülse de giderek onu temsil eden güç sahiplerinin baskı ve tahakkümleri altında toplumdaki bireylerin ezilmesi ile sonuçlanmıştır. Aslında, sözde bir düzen isteğimiz sonucunda Leviathan’ı kendi ellerimizle yarattığımız gerçeği ile karşılaşıyoruz. Buradan yola çıkarak Kolia, avukatı ve arkadaşı Dmitry ve belediye başkanı Vadim’den oluşan üçgen incelenebilir.

Vadim, hırsla örülü bir karakter olarak resmediliyor filmde. Belediye Başkanı olduğu küçük kentte istediği her şeyi elde etmiş ve daha fazlasını da elde edebileceğini düşünen biri. Tabii ki bunu ona düşündürten sadece kendi hırsları değil, yapılı çevre ona bunu sundukça yarı tanrılaştığına inanmış binlerce güç sahibinden birisi Vadim. Kolia’nın ısrarlı bir şekilde evini kaybetmemek için giriştiği bu mücadele onu daha da hırslandırıyor. Kolia’nın avukat arkadaşı Dmitry ise Kolia’nın fevri tavırlarını dizginlemesi gerektiğini, Vadim hakkında oldukça güçlü ellerden, yaptığı gizli ve karanlık işlere dair bilgiler edindiğini, ona karşı ancak bu dosya yardımıyla ve onun yöntemiyle kazanabileceklerini söylemektedir.

Kolia, ailesi ve Dmitry ile evde otururken filmin önemli kırılma anlarından birisi yaşanır. Vadim oldukça alkollü bir şekilde evlerine gelir. Oldukça rahattır ve evden çıkmaları gerektiğini söyler ve burasının artık onun olduğundan bahseder. Elindeki gücü kendi çıkarları için kullanmanın verdiği rahatlık alkol ile birleşmiş ve adeta bir canavar ortaya çıkmıştır. Avukatın evde olmasını bir avantaj olarak gören biz seyircileri ise farklı bir yolculuk beklemektedir. Her şey hukuka uygun şekilde gerçekleşir, Kolia evini basan Vadim’e karşı hiç bir hamle yapmaz, Dmitry bir suç duyurusunda bulunur, Kolia imzalar ve dilekçe teslim edilmek üzere karakola gidilir ancak durum Kolia’nın nezarethaneye atılmasıyla son bulur. Hukuk ve yasalar bürokrasinin sivri dişlerine takılmıştır. Artık yapılacak tek şey Dmitry’nin elindeki dosya üzerinden Vadim’i tehdit etmesi olarak görülüyordur. Tehdit anlık bir tedirginlik yaratıp Kolia’nın nezarethaneden çıkarılmasını sağlamıştır ancak Kolia’nın çıkışı aslında esas çıkmaza girişinin habercisidir.

ÖZEL ALANDA SIKINTILI PASLAŞMALAR: AİLE

Kolia’nın eşi Lilya, her daim soğukkanlı ve temkinli davranan bir karakter ancak filmin başından itibaren gerek Kolia gerek Kolia’nın oğlu Romka ile olan ilişkisinde gizemli tarafı olan biri olarak sunuluyor. Lilya’nın bu gizemi Kolia’nın can dostu, avukatı Dmitry ile olan ilişkisini gördüğümüzde aydınlanıyor. Seyircinin gördüğünü Kolia da görene değin bir iç sıkıntısı hasıl oluyor biz izleyenlere. Sakinliğimizi korumaya çalışarak izlerken Dmitry’nin, ailenin ve hatta Kolia’nın tüm arkadaş ortamının içine nasıl süzüldüğünü gözlemleme şansı da buluyoruz. Zaten sorunlara gark edilmiş Kolia’nın bir de bu yükü nasıl taşıyabileceğini düşünürken hiç kadının tarafından bakamıyor gözler. Oysaki Kolia sert ve ketum biri, her ne kadar Lilya’yı çoksevse de iyi gitmeyen bir evlilikleri olduğu aşikar. Sorunlar kronikleşmiş ve kadın için baş edilemez bir hal almış. Kaçış mıdır yoksa karşı koyamama mı bilinmez ama Dmitry ile bir ilişkisi başlıyor Lilya’nın. Kolia’nın bunu öğrenmesi ise polis arkadaşlarıyla birlikte pikniğe gittiklerinde Romka’nın bu yasak ilişkiyi görmesiyle gerçekleşiyor. Sonrası malum, Dmitry ve Lilya darp ediliyor ve bir şekilde kaçıyorlar.

Kolia’nın en yakın polis arkadaşının eşi ise Lilya ile çok iyi arkadaş. Ne olursa olsun Lilya’yı savunuyor keza Kolia da o kadar seviyor ki yaşanılanları unutup affetmeye hazır Lilya’yı. Beklenen oluyor ve Lilya, Dmitry’i bırakıp evine “ailesine” dönüyor. Çünkü aile içerisinde her şey olabilir!? Yönetmenin dokunuşu işte burada aslında, özel alanın mahremiyetini ve onun arkasına saklanan her şeyi sorgulatıyor. Geriye ise Kolia’nın sinirle söylediği “Öldüreceğim ikisini de” benzeri cümlesi ve o cümleyi hatırlayanlar kalıyor.

TÜM KARAKTERLER VE ÖZELLİKLE ÇOCUKLAR

Kolia’nın tüm bu yaşadıkları arasında en çok sıkışıp kalan oğlu Romka oluyor. Ne evlerinin ellerinden gidişini, ne hiç bir zaman anne demediği kadının babasına olan ihanetini ne de gerçek dostluğun bazı maddi değerler karşısında tükenişini kabullenebiliyor. Yaşanılanlara karşı sığınacağı tek yer sokaklar. Karşılaştığı küçük sorunları evlerine yakın bir yıkıntıda arkadaşları ile içki içerek atlattığı noktadan çok uzakta artık. Sorunlar, kalabalık ortasında halledebileceğinden çok daha büyük şimdi, zaman bunları kendi içerisinde çözme zamanı. Tam da burada belki de Leviathan ile ilk gerçek karşılaşmasını izletiyor yönetmen bizlere. Romka, deniz kenarında oturmuş karşısında adeta o denizlerin en kudretli canavarının iskeletini izliyor…

Filmde resmedilen çocuklar arasında polis arkadaşının oğlu da var. Çocuk, daha olayların hiç biri yaşanmamışken evlerine gelen Lilya’yı görüp “Çok güzelsin.” diyor ve elindeki oyuncak silahla ona ateş ediyor. Annesinin bu an üzerine söylediği ise çok manidar. “Erkeklerin hepsi aynı önce güzel derler sonra öldürürler.” Yönetmen adeta çocukların hamleleri üzerinden okunabilecek bir altlık sunuyor bizlere.

Dmitry’e döndüğümüzde, Lilya tarafından her tarafı yaralı bir şekildeyken bırakılmış bir halde olduğunu biliyoruz. Ancak bir yanda da Vadim’i tehdit ettiği gerçeği var. Vadim’den evin gerçek değerini, buluşarak elden alacağını düşündüğü an yine otoritenin kazandığı an’a denk geliyor. Vadim ve adamları Dmitry’i öldüresiye dövüp kimsenin bulamayacağı bir yerde bırakıyorlar. Bunlara eş zamanlı olarak bizler Lilya’nın evden kaçışını izliyoruz. Görüyoruz ki yapamıyor artık o evde, Kolia ile birlikte olamıyor Lilya. Herkes Dmitry ile kaçtığını düşünüp yasak aşk hikayelerini geliştirirken Lilya’nın ölü bedeninin evin yakınlarında bulunduğu haberi geliyor.

OTORİTE HEP KAZANIR (MI?)

Kolia, Lilya’nın ölüm haberiyle yıkılmış durumdayken ağzından dökülen, kendisinin çoktan unuttuğu “Öldüreceğim ikisini de” cümlesi tekrar karşımıza çıkıyor. Bu cümleyi unutmayan polis arkadaşı ve eşi, Lilya’yı öldürenin Kolia olduğuna dair beyanlarını gerekli mercilere iletiyorlar. Kolia her şeyini kaybediyor. Ev, aile, dostluk, her şeyini. Otoriteye, güce karşı vermeye çalıştığı savaş darbelerini en şiddetli şekilde indiriyor. Yönetmen genel planlardan detaylara düştükçe izlerken içerisinde kaybolduğumuz görüntüler, adeta bizlere yakından baktığımızda da bu kokuşmuş düzenin aynı olduğunu söylüyor.

Filmde, Vadim’in her alanda gördüğü desteği, en çok da din alanında, bir rahipten aldığını sık sık görüyoruz. Rahip ile her yaptığı görüşme bir arınma seansı şeklinde geçiyor. Birlikte görüldükleri her sahnede vicdani muhasebelere şahit olacağımızı sanırken erk’i savunan, canavarı daha da büyüten konuşmalar izletmeyi tercih ediyor yönetmen. Tartışmalar, sonuçlar ayan beyan ortada. Gizli kapaklı bile yapılmaya tenezzül edilmiyor. Eleştiri okları sıradan insanları öldürürken, güce sahip olanlar için adeta birer cephane olup çıkıyor.

Filmin ironi ve mizah üzerinden yürüyen bir tarafı da mevcut. Böylesine karanlık karakterlerden kara mizah doğmaması da neredeyse imkansız zaten.

Filmin sonlarına doğru Lilya’nın ölümü, Kolia’nın hapse girmesi Romka’nın tek başına kalması gibi sonuçların hepsi Vadim’in eliyle gerçekleşiyor. Sebebi ise Vadim’e göre, küçük böceklerin kendisi gibi bir güç karşısında ancak mide bulandırabilecek olduğunu kanıtlama arzusu. Vadim kazanıyor, ölen ölüyor, kalan sağların ise kesinlikle bizim olmadığını Romka’nın önündeki iki seçimi – ya devlet himayesine geçip yetiştirme yurduna gönderilecek ya da onu evlat edinmek isteyen Kolia’nın polis arkadaşı ve eşi ile gidecek-  görüp kurduğu cümleden anlıyoruz.

“Beni evlat edindiğinizde devlet size para yardımı yapacak beni bunun için eve götürmek istiyorsunuz değil mi?”

FİNAL

Leviathan, gerek görsel açıdan gerek senaryo ve işlediği karakterler bakımından çok güçlü bir film. İncelikle işlenmiş her plan, adeta uzunca bir şiir okuyor hissiyatı yaratıyor. Yönetmenin sinemasından aşina olduğumuz detaycı yaklaşımı sayesinde film, iki buçuk saate yaklaşan süresi boyunca sizleri sarıyor. Olaylar Rusya’da geçiyor ancak aslında coğrafi bölgelerden bağımsız şekilde günümüz siyasetine ve siyasilerine ışık tutuyor. Film, kutsal bir metni temele almasına karşın kaderi için tanrı ile değil de devlet ile boğuşan karakter fikri ile ne denli gözü kara bir tutumla ortaya çıkarıldığını her sahnesinde kanıtlıyor.

Devlet ve kurguladığı kontrol mekanizmasını gözler önüne seren Leviathan, güç  ve güce sahiplik meselesini kaybeden/kazanan ekseninde incelemeye imkan tanırken içerisinde barındırdığı birbirinden farklı karakterler ile tartışmanın boyutlarını genişletiyor. İzlediğimiz öylesine gerçek ki, bu gerçeklik altında eziliyor, kapana kısılmış gibi hissediyorsunuz. Yol gösterici, öğütlerle dolu bir filmden çok uzakta, sadeliğin ihtişamıyla bezeli film, yüzlerce yıllık Leviathan metaforuna görmeye hiç de alışık olmadığımız bir perspektiften bakarak hepimizi canavarla yüzleşmeye davet ediyor.

Comments are closed

Second Mother: Mesafenin Bağladıkları

Robin Williams’ı Anarken: Good Morning Vietnam

Mommy: İç Açıları Kestirilemeyen Bir İlişki Üçgeni

Filmekimi 2015’te Görülmesi Gereken 10 Film

Din ve Ölüm İlişkisine Kadın Gözüyle Bakmak: Peki Şimdi Nereye?

Battle Royale: Bugünkü Dersinizde En Yakın Arkadaşınızı Öldüreceksiniz

34.İstanbul Film Festivali’nde Kaçırılmaması Gereken 12 Film

Bir “Canavar Devlet” Panaroması Olarak Leviathan

Blade Runner Üzerine Bir Kent / Sinema Analizi

Çocuklarınızla İzleyebileceğiniz 8 Kısa Film